OSMANLI TİCARET VE ZENAAT MERKEZLERİ

OSMANLI TİCARET VE ZENAAT MERKEZLERİ

21. yüzyılın hızla akan hayatından, kimyasalların işgal ettiği dünyamızdan bir an olsun ayrılıp bir zaman yolculuğuna çıkalım bugün. Geçmiş yüzyılların şehirlerine ve hayatına misafir olalım. Hayatın daha yavaş aktığı, ilişkilerin daha zarif yaşandığı, Osmanlı şehirlerinde Hanlara, Kapalıçarşılara ve bedestenlere ve külliyelere gidelim.

 

Zamanın ticari ve sosyal alanları olan bu yapılar, şehir kültürüne ait çok önemli alanlardır. Bu bölgeler sadece ticaretin değil, el sanatlarının, şehir kültürünün, gelenek ve göreneklerinin, ahlakın, eğitimin ve sosyal yardımlaşmanın yaşandığı yerlerdir.

 

Bugünlerde bu yapılar hala yaşamaktadır. Ancak özellikle el sanatları zanaatkarları ve sanatçıları, sanayi devriminden sonra yaşanan kapitalizmin ağır saldırı ve baskısı altında geri plana düşmüşlerdir. Fabrikaların seri üretiminden çıkan ürünlerle ve bu fabrikaların dağıtım ağı ve maddi gücüyle yarışamamışlardır.

 

Ancak onlar denizin dibinde çok değerli inciler taşıyan istiridyeler gibi hala hayatımızda varlar. Günümüzde az sayıda insan, bu usta ellerden çıkan ve yıllarca nesilden nesile aktarılmış ustalık bilgeliğiyle üretilen bu ürünlerin değerini biliyor ve bunları günlük hayatında kullanıyor. Bu insanlar, plastik, teflon gibi petrol ve kimyasal ürünleri mutfaklarından çıkartalı çok zaman oldu. Duvarlarında hat, ebru gibi bir tablo veya salonlarında bakır, telkâri, çini, sedef kakma gibi dekoratif bir el sanatı ürünü muhakkak görebilirsiniz. Ve bu ürünlerin bir eşi daha yoktur. Çünkü el sanatıdır ve hepsi diğerinden farklıdır.

 

Yüzyıllardır nesilden nesile aktarılan bu ustalık bilgeliği, bu bilgelikle üretilen bu kadar çok çeşitli el sanatı ürünleri dünyanın hiçbir bölgesinde yoktur. Zira bulunduğumuz coğrafya birçok medeniyetin kültürünü, birikimini miras bıraktığı bir coğrafyadır.

 

Bugün, bu miras hayatımızdan uzaklaşmış ancak yok olmamıştır. Yok olmamasının sebebi işte bu değerli mirastır. Çok değerlidir. Bu miras günümüzde hayatımıza damla damla düşüyor. Maalesef kapitalizmin hayatımızın işgal etmesinin yanında, bizim de bu değerlerden kısmen yüz çevirmemiz bunda etkili olmuştur. Ancak dediğimiz gibi “altın çöpe düşmekle değerini kaybetmez.”

 

Geçmiş zamanlara tekrar dönersek. Dönemin esnaf ve sanatkarların ticari hayatını düzenleyen Ahilik kültürü için bugünün Esnaf ve Sanatkarlar Odası veya Ticaret Odası diyebiliriz. Ahilik sistemi, ticari hayatı tamamen kontrol eder, haksız kazancı, ticarette kötü niyeti derhal cezalandırır, esnaf, tüccar ve müşteriler arasındaki anlaşmazlıkar ile ilgili hükümler verirdi.

 

Üretim, alım satım ve bunların fiyatlandırılması, teşkilatlanmaları, ahlak kuralları bu teşkilatlanmayla yürütülüyor, esnaf ve sanatkarlar bu kurallar doğrultusunda mesleklerine göre örgütleniyordu. Her örgütlenme, idarecileri tarafından denetleniyor ve birbirleri arasında yardımlaşıyorlardı. Her meslek örgütünün bağlı olduğu piri, şeyhi, idarecisi, ya da kethüdası olurdu.

 

Mesleki bir eğitimden geçmeyen, çırak, kalfa, usta olamaz, usta olmayan ve teşkilat üyesi olmayan kişiler de kendisine ait bir dükkan açamazdı.

 

Günümüzde AVM’lerde saat göremezsiniz veya dışarıda havanın kararıp kararmadığını görebileceğiniz camlar yoktur. Geç oldu hadi gidelim dememeniz içindir bu. Zaman kavramınızı kaybedip olabildiği kadar içinde tutar sizi. Daha fazlasını satıp daha fazla paranızı almak için. Mesela birinci kattan en üst kata en kısa yoldan çıkmanız mümkün değildir. Muhakkak dolaşmalısınız, daha fazla ürün görmelisiniz, daha çok harcamalısınız. Bir müzik duyarsınız. Sizi rahatlatıp sakinleştiren daha fazla harcamanız içindir. Bir markette en fazla satan ürünleri bilirler. Birini bir uca diğerini diğer uca koyarlar. Aradaki ürünleri görmeniz ve aklınızda dahi olmayan başka bir ürünü satmak içindir.

 

Ahilik teşkilatları, ticareti ahlak temeline oturtan, hem üretici ve tüccarı hem de müşteriyi koruyan ve ilişkileri düzenleyen yapılar olmuşlardır.

 

Ahilik teşkilatı, 13. Yüzyılda Kırşehir’de Ahi Evran tarafından kurulmuştur. Bugün tüm esnaf ve sanatkarların piridir Ahi Evran.

 

Her mesleğin teşkilatının, kendi arasında dayanışma ve yardımlaşma sandıkları bulunuyor, her meslek sahibi kazancı oranında bu teşkilatlara aidat ödüyor, toplanan paralarla yeni iş yerleri açılıyor veya yeni iş yerleri açanlara katkıda bulunuyorlardı.

 

Bir Osmanlı şehri dediğimizde, gözümüzde canlanan, cumbalı ahşap evler, camiler, çeşmeler, tekkeler, külliyeler, şifahaneler, imarethaneler, hamamlar, Kapalıçarşılar, hanlar, arastalar, bedestenler oluyor. Ticari alanlar merkezde olmak üzere, hemen çevresinde, vakıf ve devlete ait yapılar, sonrasında ise sivil yerleşim bölgeleri olurdu.

 

Şehrin merkezinde olan bedesten, arasta ve çarşılara bağlanan sokaklarda çeşitli zanaat dallarının ustalarına ait dükkanlar olurdu. Örneğin kapalıçarşıya ulaşan bir sokak, bakırcıların olduğu bir sokak olurdu. Bugün de hala bunun örneklerini görebiliriz. Bakır işleyen ustaların sokağına girdiğinizde sizi ilk olarak çekiç tıkırtıları karşılar. Ustalar, kalfalar, çıraklar hepsi işinin başındadır ve dikkatlice işlerini yaparlar. Zira el sanatında yapılan bir hatanın geri dönüşü yoktur. Demirciler sokağına girdiğinizde ise seslerin daha yüksek olduğunu duyarsınız. Onların işleri daha fazla güç gerektirir. Sedef kakmacıların sokağı daha sessizdir. Ahşabı oyarlar, bakır, gümüş telleri ve sedefleri dikkatlice yerleştirirler, ürünlerine son halini verirler. Gümüş ve telkâri işlemecileri de öyle. Bu sokaklar hala yaşar ve ustalığın en güzel örneklerini buralarda görmek mümkündür.

 

Her mesleğin örgütü arasında dayanışma ve yardımlaşma sandıkları bulunuyor, her meslek sahibi kazancı oranında bu teşkilatlara aidat ödüyor, toplanan paralarla yeni iş yerleri açılıyor veya yeni iş yerleri açanlara katkıda bulunuyorlardı.

 

Arasta, bedesten, çarşı, külliye gibi kelimeleri bugün duyduğumuz hatta tabelalarda gördüğümüz ancak aralarındaki farkı maalesef bilemediğimiz kelimelerdir.

 

Bedesten, kıymetli ürün, mücevherat, değerli kumaşların alınıp satıldığı ve hatta banka hizmetlerinin verildiği yerlerdi. Bir kiler ve mahzenleri olurdu. Arasta daha az değerli olan ürünlerin alınıp satıldığı yerlerdi. Arasta ve çarşı arsındaki fark ise arastalar külliyeye gelir sağlamak amacıyla külliyeler etrafında inşa edilirdi. Çarşılar ise bağımsız yapılardı.

 

Külliye ise cami, medrese, arasta, hamam, han, şifahane gibi yapıların bir arada inşa edildiği yapılar topluluğuydu. İlim, ticaret, hastahane, otel gibi hizmetlerin hepsinin verildiği sosyal hizmetler yapılarıydı.

Gönderim Tarihi 2018-05-17 Kubbeli Çarşı 0 352

Yorum yapınCevaplayın

Yorum yapmak için giriş yapmış olmalısınız.

Blog Arşivi

Blog kategorileri

Son yorumlar

Yorum yok

Blogda Ara

İlgili Makaleler

Karşılaştır 0
Sonraki

Ürün mevcut değiil

Belirtilecek Kargo
0,00 TL Toplam

Ödeme yap